You are here: Home // Sağlık Sözlüğü - H // HIV Enfeksiyonu ve AİDS Epidemiyoloji

HIV Enfeksiyonu ve AİDS Epidemiyoloji

İlk defa 1981 yılında ABD’de Haiti’den gelen göçmenlerde Pne-umocystis carinii pnömonisi salgını ve kaposi sarkomu olgularının artması ile birlikte tanımlanmıştır. Başlangıçta olgu sayısının az olma¬sı ve homoseksüel erkek grubunda görülmesi nedeni ile hastalık fazla ilgi çekmemiş ve sadece homoseksüel erkeklerin hastalığı olarak de-ğerlendirilmiştir. Ancak, biseksüel erkekler aracılığı ile kadınlara ve enfekte hamile kadınlardan da bebeklere enfeksiyon geçmeye başla-mış, olgu sayıları giderek artmış ve HIV/AIDS tüm dünyanın odak noktası durumuna gelmiştir. Epideminin başı olan 1981 yılından beri 21.8 milyon kişi hayatı-nı HIV/AIDS nedeni ile kaybetmiş olup, vakaların 17.5 milyonu 15-49 yaş arası erişkin ve 4.3 milyonu 15 yaş altı çocuklardan oluşmak¬tadır. Veriler, son iki yıldır toplam HIV/AIDS olgularında bir önceki yıla göre % 10 oranında bir artış olduğunu ve yeni enfekte olguların % 10’unun 15 yaş altı ve % 50’sinin ise 15-24 yaş arası gençler ol-duğunu bildirmektedir. Yayılma yollarının özelliği, hastalığın belirtisiz geçen uzun bir dö-neminin olması ve tanı koymanın kan testleri dışında olanaklı olma-ması HIV ile enfekte olgu sayılarının giderek artmasına neden olmak-tadır. Günde 16.000, dakikada 11 yeni olgunun ortaya çıktığı bu has-talık, çağımızın salgını olarak kabul edilmektedir. Son yıllarda hastalı-ğın epidemiyolojisindeki en önemli değişiklikler ilk görülme yaşının küçülmesi ve enfekte kadın oranının artmasıdır. Günümüzde gelişmiş ülkelerde kontrol programlarının başlatılma¬sıyla yeni olgu sayıları giderek azalırken, özellikle Afrika ülkeleri ve Hindistan, Malezya ve Tayland gibi Asya ülkelerinde enfeksiyon çok daha büyük bir sorun halini almıştır. Dünyada HIV/AIDS olgularının % 94’ü gelişmekte olan ülkelerde, % 86’sı da Sahra-Altı Afrika, Gü¬ney ve Güneydoğu Asya’da görülmektedir. Türkiye’de ilk olgu 1985 yılında bildirilmiştir. Daha sonra 1992 yı¬lına kadar olgu ve taşıyıcı sayılarında bir önceki yıla göre fazla artış saptanmaz iken, 1992 yılından itibaren olgu sayılarında katlanarak artma gözlenmektedir. Bunun nedenleri, ülke nüfusunun genç olma¬sı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilerin kısıtlı olması, turizm sektörünün ülkemizde giderek gelişmesidir. Bu yıl 30 Haziran 2006 itibariyle 1800’ü HIV taşıyıcısı, 612’si AİDS vakası olmak üze¬re toplam 2412 olgu bulunmaktadır.

Bulaşma yolları: HIV birçok vücut sıvısında bulunmasına rağmen sadece kan, semen ve vaginal sekresyonlar aracılığı ile bulaşabilmek-tedir. HIV, salya, ter ve göz yaşıyla, el sıkışmak, sarılmak, aynı yerde oturmak, sosyal öpüşme gibi günlük olaylarla, klozet, fincan, çatal, bı¬çak, tabak, havlu gibi maddelerin ortak kullanımı ile, öksürükle, aynı havuzda yüzmekle, aynı saunayı, aynı tuvaleti kullanmakla, böcek ve sivrisinek sokması ile bulaşmaz. Cinsel yolla bulaşma en önemli bulaş yoludur. Her türlü cinsel te¬masla (homoseksüel, heteroseksüel, anal, oral, vaginal) bulaşmaktadır ve tek bir cinsel temas bulaş için yeterlidir. Homoseksüel ilişkide mu-kozal erozyonun daha fazla olması nedeniyle tek bir homosesüel iliş-ki ile geçiş riski, heteroseksüel ilişkiye göre daha fazladır. Aynı şekil¬de korunmasız bir cinsel ilişkide, virüsün enfekte erkekten kadına bu-laşma riski, enfekte kadından erkeğe bulaşma riskinden 20 kat fazladır. Cinsel yolla enfeksiyonu alma riski partner sayısı, toplumdaki HIV prevalansı ve partnerin enfeksiyöz durumu ile yakından ilişkilidir. Cin¬sel yolla bulaşan diğer hastalıklar (sifiliz, genital herpes gibi) HIV en¬feksiyonunun geçiş riskini artırır. Intravenöz ilaç kullanımına bağlı bulaşma kontamine aletlerin kul¬lanılması ile gerçekleşir. Ortak iğne kullanma sıklığı, ortak iğne kulla¬nan partner sayısı, enjeksiyon sayısı ve o bölgedeki HIV prevalansı bu gruptaki önemli risk faktörleridir. Intravenöz uyuşturucu kullanımına bağlı parenteral bulaşma özellikle gelişmiş ülkelerde ve Güney As-ya’da önemini halen korumaktadır. Bu kişiler heteroseksüel ilişki yo¬luyla toplumun diğer kesimlerine de enfeksiyonun yayılmasını kolay¬laştırmada önemli rol oynamaktadırlar. Bu şekilde yayılımın önlenme¬sinde öncelikle, uyuşturucu ilaç alışkanlığının tedavisi önerilmektedir. Bununla beraber bazı ülkelerde, daha hızlı önlem alabilmek amacıyla uyuşturucu kullananlara, kirli enjektör paylaşımını engelleyecek ücret¬siz enjektör dağıtılması uygulanmaktadır. Kan ve kan ürünleri ile bulaşmada, aşı ve serumlar HIV’i inak-tive eden çeşitli işlemlerden geçirilerek hazırlandıkları için HIV ge¬çiş riski söz konusu değildir. Bu grup bulaşta kan transfüzyonu ile bulaş önemlidir. Kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önece test edilmesi yasal bir zorunluluktur. Ancak seronegatif olduğu bili¬nen donörden çok düşük oranda da olsa (1/36.000-1/225.000) transfüzyon yolu ile HIV bulaşma riski vardır. Bunun da nedeni do-nörün pencere döneminde olması ve antikor saptanamamasıdır. Karaciğer, pankreas ve kemik iliği nakli yoluyla da HIV geçişi bildi-rilmiştir. Enfekte anneden bebeğe bulaşma gebelik boyunca, doğum sıra¬sında veya emzirme yoluyla olabilmektedir. Afrika’da bir milyondan fazla çocuğun bu şekilde enfekte olduğu tahmin edilmektedir. Risk yaklaşık % 30 kadardır. Annedeki viral yük de geçiş riskini etkiler. An¬cak HIV pozitif annenin gebeliğinin son döneminde, doğumdan son¬ra bebeğe antiretroviral tedavi başlanır ve elektif sezeryan uygulanır¬sa bu oran % 8-10’lara kadar düşer. Sağlık personeline bulaşma kan veya kanla kontamine vücut sıvı¬larıyla temas sonucu gerçekleşir. HIV pozitif bir kişiden iğne batması sonucu HIV geçiş riski % 0.3’dür. Zedelenmiş deri veya mukozaya te¬mas sonucu bulaş riski ise oldukça düşüktür.

Önceki
Sonraki
burun-estetigi

Leave a Reply

Güvenlik sorusu:

Copyright © 2009 sağlık. > .....
Designed by sağlık. Powered by .