You are here: Home // Sağlık Sözlüğü - H // HIV Enfeksiyonu ve AİDS Patogenez

HIV Enfeksiyonu ve AİDS Patogenez

Patogenez virüse ve konağa ait faktörler olmak üzere iki başlık al¬tında incelenmektedir.

Virüse ait faktörler: Virüsün hücreye girişi: Virionlar hücresel reseptörlere bağlanıp (adsorbsiyon) plazma membranı ile direkt füz-yon sonrası hücreye girerler. HIV-1 bu bağlantıyı yüzey glikoproteini olan gpl20 ve T lenfosit ve makrofaj serisi hücrelerinde (makrofaj, mikroglial hücreler, dentritik hücreler v.s.) ve bazı diğer hedef hücre-lerde bulunan CD4 reseptörü aracılığı ile gerçekleşir. Günümüzde vi¬rüs konak hücre birleşmesinde, gpl20- CD4+ birleşmesinden başka, kemokin reseptörlerinin (CCR5 ve CXCR4) de rol oynadığı gösteril¬miştir.
Zarf yüzeyindeki gpl20 ile tutunduktan sonra, gp 41 glikoproteinin de yardımıyla virüsün zarfı ile konak hücre plazma membranı arasında füzyon meydana gelir ve virüs konak hücre içine girer. HIV-1’in CD4 re-septörüne sahip olmayan fibroblast ve bazı beyin hücrelerini de infekte etmesi, gp41 glikoproteinin hücreye girişteki füzyon aktivitesinin de hüc¬reye girişte yeterli olabileceğini göstermiştir. İnfekte hücreler plazma membranına yerleşen viral glikoproteinler aracılığı ile infekte olmamış CD4+ T-hücreleri ile birleşip sinsityalar oluşturulan Füzyon aktivitesi vi¬rüsün hücre dışı fazı kullanmadan hücreden hücreye geçişi ve dolayısı ile viral infeksiyonun yayılmasını sağlayan önemli bir mekanizmadır. HlV’in başlıca enfekte ettiği hücreler CD4+ T lenfositler, mono-sit/makrofajlar, SSS’deki mikroglialhücreler ve folliküler dentritik hüc-relerdir. Daha az oranda olmakla birlikte, derideki Langerhans hücre-leri, megakaryositler, astrosit ve oligodendrositler, endotelyal hücreler, kolorektal hücreler, servikal hücreler, retinal hücreler ve pulmoner makrofajlar da enfekte olabilir.
Virüs replikasyonu: Reverse transkriptaz (RT) enzimi aracılığı ile genomik RNA’nın DNA’ya çevrilmesi RNA virüsleri arasında sa¬dece retrovirüslere özgüldür. Zarftan ayrılan viral nükleokapsidin hücreye girişinden hemen sonra virion içinde bulunan RT aracılığı ile RNA çift iplikli DNA’ya çevrilir. Buna proviral DNA denir. Olu¬şan linear DNA çekirdeğe taşınıp konakçı kromozomunda rasgele bir bölgeye yerleşir. Hücresel genomun bir parçası haline gelen bu provirüs, enfekte hücre bölündüğü sürece onunla birlikte replike olur. Integrasyon işleminden sonra genom latent olarak kalabilir ve¬ya viral promoter gen bölgelerinin aktivasyonunda rol alan antijen¬ler, virüsler ve sitokinler gibi çeşitli faktörlerin varlığına bağlı olarak sürekli olarak virüsü üretmeye devam edebilir. Ardından virüsün tüm elemanları toplanarak hücre membranından tomurcuklanarak dışarı çıkar. Araştırmalar, latent dönemde de HlV’in sürekli replike olduğunu ve immün sistem hücrelerini sürekli yıkıma uğrattığını göstermektedir. Bu arada virüs kontrol dışı çoğalmasını bloke etmeye çalışan immün yanıtla karşılaşır. Virüsteki mutasyonlar sonucu yeni viral varyantlar ortaya çıkar, immün sistemden kaçış sonucu, bu denge bir süre son¬ra HIV lehine bozulur. Sonuçta şiddetli immün bozukluk tablosu orta¬ya çıkar. Bununla birlikte AİDS gelişir. HlV’in revers transkriptaz enzimi viral RNA’dan DNA kopyalaması sırasında her seferinde farklı DNA sentezi yapılmakta, bu farklı DNA’lar konak genomuna integre olduktan sonra daha değişik yapıda virüs par-tikülleri sentezlemekte, çok sayıda mutasyonu da birlikte getirmektedir. Bu modele göre HIV bilinen en değişken virüslerden birisidir.

Virüsün yayılımi: HIV virüsü başlangıçta CD4+ taşıyan hücreleri enfekte eder. Daha sonra serbest viral partiküller ve enfekte CD4+ T hücreleri içinde lenfoid dokuya, oradan da tüm vücuda yayılır. Virüs hücreden hücreye geçerek de yayılabilir ve bu sırada multinükleer dev hücreler ve sinsitya oluşur.

Virüs varyantları: HIV bilinen en değişken virüslerden biridir. Viral RNA’dan DNA kopyalama işlemi sırasında her seferinde biraz daha farklı DNA’lar sentezlenmekte, sonuçta pek çok mutasyon meydana gelmektedir. CD4+ T hücreleri enfekte eden suşlara T trofik suşlar, CD4+ monosit ve makrofajları enfekte eden suşlara ise M trofik suş¬lar adı verilmektedir.

Konağa ait faktörler: HIV enfeksiyonu sırasında konakta belir-gin humoral ve hücresel immün yanıt meydana gelir. Vireminin kont-rol altına alınmasında hücresel immün yanıt, sıvısal immün yanıttan daha önemlidir.
Hastalığın üç klinik döneminde gelişen immün değişiklikler farklı-lıklar gösterir:

Akut dönem: ilk iki haftalık dönemde CD4+ T lenfositlerin sayısın-da geçici bir azalma ve lenfopeni görülür. Bu dönemde kanda viremi düzeyi en yüksektir. Daha sonra (3-4 hafta) sitotoksik CD8+ hücre ya¬nıtı ve lenfositoz meydana gelir, CD4+ T hücre sayısı da giderek ar¬tar. Akut dönemde antikorlar daha oluşmamıştır.

Asemptomatik dönem: Bu dönemde lenfoid dokular virüs için önem¬li bir rezervuar görevi görürler. Lenfoid dokudaki folliküler dentritik hüc¬reler dolaşımdaki lenfositler için bir filtre görevi görür, erken dönemde enfekte hücreler yakalanıp öldürülebilirken, hastalık ilerledikçe enfekte T lenfositlerinin sayısı artınca, artık yakalanamayan enfekte T lenfositleri ve bol miktarda virüs dolaşıma geçer. Semptom görülmemesine rağmen, düşük düzeyde viremi devam eder. Bu dönemde antikorlar saptanır.

Semptomatik dönem: Sonunda viral replikasyon immün sistemin kontrolünden kaçar. Viremi artar, CD4+ T lenfosit sayısı giderek azalır ve immün yanıt bozulur. Hastalık sırasında hem virüse hem de konağa ait faktörlere bağlı olarak çeşitli immün bozukluklar meydana gelir.
a) CD4+ T lenfositlerde sayısal azalma ve fonksiyon bozukluğu. En önemli nedeni bu hücrelerin virüs ile direkt enfeksiyonu ve bunun sonucu gelişen sitotoksisitedir. Bunun dışında füzyon oluşumu (sinsitya formasyonu), kemik iliğinin enfeksiyonu ve apopitoz (programlı hücre ölümü) gibi mekanizmalar da CD4+ hücre azalmasına katkıda bulunur.
b) HIV enfeksiyonunun erken dönemlerinde CD8+ T lenfositle¬rin sayısı artmakla beraber, sonradan fonksiyonel bozukluklar gözlenir. Bu bozuklukların bir kısmı CD4+ T lenfositlerdeki bo¬zukluklara sekonderdir.
c) B lenfositler HIV ile enfekte olmaz, fakat fonksiyonları bozu¬lur. Kronik spontan B hücre proliferasyonuna bağlı olarak po-liklonal hipergamaglobülinemi gözlenir. Buna karşın, antijenik uyarıya karşı B lenfosit yanıtı yetersizdir.
d) Makrofajlarda daha az CD4 olduğundan bu hücreler HIV en¬feksiyonundan daha az etkilenirler. Enfeksiyon hücre ölümüne neden olmaz ve persistan enfeksiyon ortaya çıkar. Bu neden¬le makrofaj ve monositler virüsün ana rezervuarı ve dolayısıy¬la yayılım yoludur.
e) Natürel killer hücreler HIV ile enfekte olmaz fakat sitokin sa-lınımındaki bozukluk ve bazı viral ürünler bu hücrelerin de fonksiyonunu bozar.

Önceki
Sonraki
burun-estetigi

Leave a Reply

Güvenlik sorusu:

Copyright © 2009 sağlık. > .....
Designed by sağlık. Powered by .