<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>sağlık &#187; Beslenme</title>
	<atom:link href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yenitedavi.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 13 Mar 2011 20:23:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kansızlık yalnızca demir eksikliğinden mi olur</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/kansizlik-yalnizca-demir-eksikliginden-mi-olur/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/kansizlik-yalnizca-demir-eksikliginden-mi-olur/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 14:50:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenansaglik</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[anemi]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=6193</guid>
		<description><![CDATA[


 Soru: Merhaba sayın hocalarım benim sorum şu: Bir süredir kansızlık ile ilgili şikayetlerim var. Acaba kansızlık (anemi) yalnızca demir eksikliğinden mi meydana gelir yoksa bunun dışında bir madde eksikliğinden de kansızlık oluşabilir mi?

 Cevap: En sık nedeni demir eksikliğidir ancak tabii ki başka nedenlere bağlı da olur. B 12 vitamini eksikliği, folik asit eksikliği, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="float: left;margin: 4px;">[#2: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code]</p> <p><strong>Soru: Merhaba sayın hocalarım benim sorum şu: Bir süredir kansızlık ile ilgili şikayetlerim var. Acaba kansızlık (anemi) yalnızca demir eksikliğinden mi meydana gelir yoksa bunun dışında bir madde eksikliğinden de kansızlık oluşabilir mi?<br />
</strong></p>
<p><strong> Cevap</strong>: En sık nedeni demir eksikliğidir ancak tabii ki başka nedenlere bağlı da olur. B 12 vitamini eksikliği, folik asit eksikliği, hipoti-roidi, kan hücrelerinin parçalanması, genetik kan <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/hastaliklar/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>ı, kemik iliğinden kan yapım yetersizliği, böbrek yetersizliği, vü­cutta kronik yangılı hastalıklar da anemi olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/kansizlik-yalnizca-demir-eksikliginden-mi-olur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bıldırcın Yumurtasının Faydaları</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/bildircin-yumurtasinin-faydalari/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/bildircin-yumurtasinin-faydalari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 May 2010 12:31:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=5877</guid>
		<description><![CDATA[[#3: Edit Options>MightyAdsense>Adsense Code] Tavuk yumurtasına göre beş kat daha çok fosfor, sekiz kat demir, dokuz kat protein barındıran bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım hastalığına, öksürüğe ve alerjik hastalıklara çok iyi geldiği anlaşıldı.
Bir hastamız, altı ay süresince yaşadığı öksürük hastalığı için doktorlara gittiğini, ilaç kullandığını ve bir türlü sorunlarının geçmediğini söyledi. Bir dostunun [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tavuk yumurtasına göre beş kat daha çok fosfor, sekiz kat demir, dokuz kat protein barındıran bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım hastalığına, öksürüğe ve <a href="http://www.yenitedavi.com/yazi/alerji/"title="alerji" >alerji</a>k <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/hastaliklar/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>a çok iyi geldiği anlaşıldı.</p>
<p>Bir hastamız, altı ay süresince yaşadığı <a href="http://www.yenitedavi.com/oksuruk/"title="öksürük" >öksürük</a> hastalığı için doktorlara gittiğini, ilaç kullandığını ve bir türlü sorunlarının geçmediğini söyledi. Bir dostunun önerisi ile bıldırcın yumurtasını süt ile beraber karıştırarak içtiğini söyleyen hastamız, bunun çok yararını gördüğünü belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/bildircin-yumurtasinin-faydalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kafein</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/kafein/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/kafein/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 14:25:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=450</guid>
		<description><![CDATA[Kafein
Kahve, çay, kakao ve kolalı içeceklerde bulunan uyancı bir ilaçtır. Kafein yorgunlu­ğu azaltır, konsantrasyonu arünr, kalbin daha hızlı kan pompalamasına neden olur ve diüretik etkisi vardır.
Yüksek miktarda kafein ajitasyon ve tremor (titreme) gibi yan etkilere yol açabi­lir. Düzenli olarak yüksek miktarda kafein alımı kafein toleransım artırabilir, bu ki­şiler benzer miktarda uyana etki elde et­mek için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kafein</strong><br />
Kahve, çay, kakao ve kolalı içeceklerde bulunan uyancı bir ilaçtır. Kafein yorgunlu­ğu azaltır, konsantrasyonu arünr, kalbin daha hızlı kan pompalamasına neden olur ve diüretik etkisi vardır.<br />
Yüksek miktarda kafein ajitasyon ve tremor (titreme) gibi yan etkilere yol açabi­lir. Düzenli olarak yüksek miktarda kafein alımı kafein toleransım artırabilir, bu ki­şiler benzer miktarda uyana etki elde et­mek için kafein alımım artırmaya ihtiyaç duyabilirler. Çok miktarda kafein tüke­ten kişilerde kafensiz geçirilen birkaç sa­atin ardından <a href="http://www.yenitedavi.com/bas-agrisi/"title="" >baş ağrısı</a> ve yorgunluk gibi yoksunluk semptomları (bkz. yoksunluk semptomları) görülebilir.<br />
Kafein bazı ilaçların hazırlanmasında, özellikle de analjezik ilaçlarla (ağrı kesici­lerle) ve önleyici migren tedavisinde kul­lanılan ergotamin ile birlikte kullanılır.</p>
<p>Kafein nedir?<br />
Kafein dünyada en az 63 tür <a href="http://www.yenitedavi.com/bit/"title="" >bit</a>kinin meyvesi, tohumu ve yaprağında doğal olarak bulunan bir bileşiktir.</p>
<p>Hangi besinler ve içecekler kafein içerir?<br />
Kafeinin en çok bilinen kaynakları kahve, çay, kolalı içecekler ve çikolatadır. Besinlerdeki kafeinin miktarı besinin hazırlanmasına, üretim yöntemine, besinin tüketildiği miktara göre değişir. Çay ve kahve bitkilerinin çeşitliliği de kafein miktarını etkilemektedir. 220-240 mI’lik bir fincan kahve ile yaklaşık 85 mg, yine 220-240 mI’lik bir fincan çay ile yaklaşık 24 mg, 30 gramlık bir parça çikolatadan  ise yaklaşık 8 mg kafein alırız.</p>
<p>Kafein besinlere neden eklenir?<br />
Koka bitkisinin tanesi ve çay yapraklarından oluşturulan besinler ve  içeceklerde de biraz kafein vardır. Ayrıca bazı besinlere ve içeceklere de lezzet için kafein katılmaktadır.</p>
<p>Tüketilen kafein miktarının sınırı ne olmalıdır?<br />
Kafeinin normal miktarı kişiye göre değişir. Kafeine karşı duyarlılık; tüketim  sıklığı, düzenli olarak alınan miktar, vücut ağırlığı ve fiziksel koşullar gibi pek çok etmene bağlıdır. Pek çok çalışmada, yetişkinler için güvenli olarak tüketilebilecek  kafein miktarının günde 300 mg (yaklaşık 3-4 fincan kahve ya da 5-6 büyük bardak  çay) olduğu belirtilmiştir. Kafein kan dolaşımında ya da vücutta birikmez, alındıktan  birkaç saat sonra atılır.</p>
<p>Kafeinin kısıtlanmasına gerek var mıdır?<br />
Orta düzeyde kafein alımı tüm insanlar için güvenlidir (300 mg). Kafeine karşı duyarlılık kişiden kişiye değişir. Bazı kişiler kafeine karşı duyarlı olabilir ve çok az miktarlarda da olsa kafeinden olumsuz etkilenebilir. Birkaç fincan kahve, çay ya da kolalı içecek tüketen bir kişi kafeinin uyarıcı etkisinden etkilenmediğini belirtirken, bir fincan kahve ile kafeinin uyarıcı etkisi yüzünden uyuyamadığını söyleyen kişi çoktur. Kişisel duyarlılığın yanı sıra hamileler, çocuklar ve yaşlılar tüketilen kafeinin kısıtlanması gereken gruplardır.</p>
<p>Kafein dehidratasyona neden olur mu?<br />
Kafeinin dehidratasyona neden olduğuna ilişkin bir veri yoktur. Bu etkinin daha çok kafein içeren içecekle alınan sıvı nedeniyle oluştuğu saptanmıştır.</p>
<p>Kafein çocuklar için zararlı mıdır?<br />
Araştırmalar besinlerin içinde bulunan kafeinin miktarının çocuklar için zararlı olmadığını göstermiştir. Ancak ailelerin çocuklarına fazla miktarda kafein içeren yiyecek ve içecekleri vermemesi gerekir. Çocuklar için tüketilen kafein miktarı günde 35-40 miligramı geçmemelidir.</p>
<p>Kafeini içeren besinler ve içecekler çocuğu hiperaktif yapar mı?<br />
Kafein ile hiperaktif davranışlar arasında ilişki olduğuna ilişkin bir çalışma yoktur. Yapılan çalışmalarda kafein içeren besinler ya da içecekleri tüketen çocuklarda hiperaktivite gözlenmemiştir.</p>
<p>Hamilelik döneminde kafein alınabilir mi?<br />
Hamilelik döneminde günlük olarak tüketilen 300 mg (3-4 fincan kahve ya da 5-6 bardak çay) kafeinin olumsuz etkisi olmadığı ancak hamilelik döneminde fazla miktarda tüketilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Orta düzeyde kafein tüketen hamile kadınlarda ne erken doğum ne de <a href="http://www.yenitedavi.com/dusuk-induklenen/"title="düşük yapmak" >düşük</a> doğum ağırlığında <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/bebek-sagligi/"title="bebek, çocuk" >bebek</a> gibi durumlara rastlanmamıştır.</p>
<p>Kafein kahve, çay, kola, çikolata gibi yiyeceklerin içinde bulunan ve vücutta <a href="http://www.yenitedavi.com/bagimlilik/"title="" >bağımlılık</a> yaratan bir maddedir. Kimyasal ismi trimethylxanthine  dir ve formülü C8H10N4O2  dir. Bağımlılık yaratma mekanizması kokain ve eroin gibi amfetaminlerle aynı olmakla birlikte onlar kadar etkili değildir. Bağımlılık yaratmasının yanısıra uyku açıcı ve enerji verici iki etkisi daha vardır. Merak ediyorsanız kafeinin resmi yandadır&#8230;</p>
<p>Bir çok kafein bağımlısında (ki biz bunlara kahve tiryakisi diyoruz) uykusuzluk çok belirgin değildir. Yani kahveyi çok az tüketen biri, bir fincan kahve içince o gece uyuyamamaktan yakınır. Oysa hergün 5-10 fincan kahve içen biri bunu hissetmez. Kafein etkisini, bağımlının <a href="http://www.yenitedavi.com/uyum/"title="" >uyum</a>asına değil de derin uyumasına mani olarak gösterir. Tam dinlenemeden sabah uyanan bağımlının kendine gelebilmek için ilk başvuracağı şey yine koyu bir fincan kahvedir ve kısır döngü böylece sürer gider.</p>
<p>Değişik gıdalardaki kafein oranları:<br />
	Bir fincan kahvede (çay fincanı) yaklaşık 100 mg kafein vardır.<br />
	Aynı miktar çayda ise kafein miktarı 70 mg,<br />
	100 gr sütlü çikolatada kafein miktarı 20 mg.<br />
	Bir kutu kola da 50 mg.<br />
	Vivarin ve Dexatrin gibi ilaçların her tabletinde 200 mg kafein vardır. Tek rakip olarak kahveyi hedef alan Vivarin isimli ilacın arka kapağı bana çok ilginç geldi.</p>
<p>Kafeinin vucutta kalma süresi de oldukça uzundur. Vücutta kafein miktarının yarıya inme süresi 6 saattir. Yani 200 mg kafeinli bir kahveyi sabah saat 9:00 da içseniz saat 15:00 te 100 mgr kafein vücudunuzda etkisini göstermeye devam eder. </p>
<p>İşte bu olumsuz etkiler olmadan kahvenin keyfine varabilmek için de kafeinsiz kahve icad edilmiştir. Kahvenin içinden kafeinin çıkarılması için en çok kullanılan iki yöntem:<br />
	Sulu yöntem: Yeşil kahve çekirdekleri sıcak suda bekletilince içindeki kafein suya karışır. Bu su, karbon filtrelerden geçirilince kafein filtrelerde kalır geriye kalan su tekrar çekirdekler üzerinde kurutularak kahvenin tadı ve kokusunu veren yağların tekrar kahve çekirdeklerine dönmesi sağlanır. Ne kadarı döner? Allah bilir!<br />
	Kimyasal yöntem: Yeşil çekirdekler buhar yada suyla ıslatılır. Ardından Methylen Chloride içinde bekletilince kafein bu kimyasala yapışır. Çekirdekler durulanır. Çekirdekte kalan  bir miktar Methylen Chloride de kavurma sırasında buharlaşarak kaybolur.</p>
<p>Her iki yöntemde de kafein tamamen yok olmaz. Ama bir gıdaya kafenisiz demek için gıda içindeki kafein oranının binde 2.5 tan az olması gereklidir. Bu şekilde kahveden çıkarılan kafein acı tadlı beyaz bir toz haline gelir. Saf kafein ilaç ve gıda üretiminde hammadde olarak kullanılır.<br />
Kocaman İrabbim kahve çekirdeğini biz yeteri kadar kafein alabilelim için yaratmışsa&#8230; Kafeini ayıklamak için uğraşmak doğrumudur, değilmidir? Sizin yorumunuza bırakıyorum&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/kafein/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlanma</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/yaslanma/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/yaslanma/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 14:54:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=387</guid>
		<description><![CDATA[yaşlanma
Yaşlanma   zamanın geçmesi ile ortaya çı­kan fiziksel ve mental değişikliklerdir  ve çeşitli organ ve dokularda, deride esnek­lik kaybı ve organ  fonksiyonlannda iler­leyici azalma gibi dejeneratif değişiklik­ler  yapmaktadır.
Yıpranma   ve aşınma, eklemlerde biriken bir hasar yapar ve kaslar kütlesini ve  gü­cünü kaybeder. Yara iyileşmesi ve enfek­siyonlara direnç de azalır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><strong>yaşlanma</strong></div>
<div>Yaşlanma   zamanın geçmesi ile ortaya çı­kan fiziksel ve mental değişikliklerdir  ve çeşitli organ ve dokularda, deride esnek­lik kaybı ve organ  fonksiyonlannda iler­leyici azalma gibi dejeneratif değişiklik­ler  yapmaktadır.</div>
<div>Yıpranma   ve aşınma, eklemlerde biriken bir hasar yapar ve kaslar kütlesini ve  gü­cünü kaybeder. Yara iyileşmesi ve enfek­siyonlara direnç de azalır.  Sinir hücre­lerinde giderek kayıp olması duyuların keskinliğinde azalma  ve öğrenme ve bel­lekte zorluklara yol açabilir. Ancak demans (bunama)  yaşlı kişilerin sadece kü­çük bir kısmında görülür. Kalıtım (soyaçekim)  yaşam beklentisi­nin önemli bir belirleyicisidir, ancak fi­ziksel  dejenerasyon, sigara, aşırı alkol alımı, kötü <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> ve yetersiz  egzersiz gibi faktörler ile hızlanabilir. Tıp bilimin­deki ilerlemeler  sayesinde gelişmiş ülke­lerde yaşam beklentisi son yüzyılda çar­pıcı  şekilde artmıştır.</div>
<p>Neden insanlar yaşlanır ve ölürler? Yaşlanmayı yavaşlatmak ya da yaşam süresini uzatmak için birşeyler yapılabilir mi? Bu sorular oldukça uzun bir süreden beri sorulmaktadır fakat, hala basit bir cevabı bulunamamıştır. Yaşlanan insan vücudu hakkinda her geçen gün daha fazla bilgi sahibi olmaktayız.</p>
<p>Genel olarak bildigimiz degisikliklerin çoğu &#8220;iyi yaşam alışkanlıkları&#8221; ile önlenebilir veya tersine çevrilebilir, Fakat bazı değişiklikler var ki, bunlar insan yapısının oluşumu esnasında meydana gelmiş gibi görünmektedir. Bu değişikliklerin oluş nedeni hala gizemini korumaktadır. Bilim adamlarının çoğunun inancı, yaşlanmanın, vücudumuzdaki pek çok sistemi kapsayan komplex bir süreç olduğu yönündedir.</p>
<p>Toplumdan topluma degişmekle beraber her toplumda yaşlı bir kesim olmuştur. Bu ortalama yaşam süresi olarak Antik Roma&#8217;da yaklaşık olarak 22 yıl iken, 1800&#8242;lü yıllarda 41-42 yıla, bugün ise 75-80 yıla çıkmıştır. Bu sonuç, gittikçe daha uzun yaşadığımızı ve bu süreyi daha <a href="http://www.yenitedavi.com"title="sağlık, hastalık, estetik" >sağlık</a>lı ve başarılı kılabilmek için çaba göstermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p>Literatürde 65 yaş üstü kişiler yaşlı olarak kabul edilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde hergün 5000 kisi 65 yaşına basmakta, 65 yaş ve üstü 3600 kişi ölmektedir. Dolayısıyla hergün bu yaş kesiminden topluma net 1400 kişi katılmaktadır ve 75 yaş ve üstü grup nüfusu en hızlı artış gösteren kesimdir. Yalnızca bir yüzyıl önce 65 yaş ve üstü grup ABD toplumunun % 2&#8217;si iken, bugün %10&#8242;u seviyesine yükselmiştir. Toplumun gelişmişlik seviyesine paralel olarak, toplumdaki 65 yaş ve üstü kesimin oranı artış göstermektedir. ABD&#8217;de 2000 yılında, 100 yas ve üstü 100.000 kisinin olması beklenmektedir.</p>
<p>Bu bilgilerin dogrultusunda, bilim adamları insanların bu yaşam dönemini daha saglıklı, uzun ve başarılı kılabilmek için araştırmalarını yoğunlastırmışlar, &#8220;daimi gençlik hayali&#8221; peşinde, &#8220;gençlik iksirini&#8221; bulma yolunda yoğun çabalar göstermektedirler.</p>
<p><strong>Yaşlanma nedir ?</strong><br />
Yaşlanma hücrelerden organlara kadar tüm yapılarda fonksiyonların giderek azaldığı oldukça karışık bir süreçtir. Canlı organizmanın büyüme ve gelişmesinde zamanla meydana gelen gerilemelerin toplamı ve fonksiyonel açıdan yeteneklerin azalmasıdır. Yaşlanma bir süreçtir, doğumla başlar ve bir daha durmaz. Meydana gelen fiziksel, <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/psikoloji-ruh-sagligi/"title="psikoloji, ruh sağlığı" >psikoloji</a>k veya sosyal yetersizliklerin hepsi daha önceki degişim ve gelişimlerin sonucudur.</p>
<p>Yaşlanma asla tek boyutlu bir süreç olarak ele alınmamalıdır. Toplumda gözlemlerimize dayanarak, 65 yaşında olup 45 yaşında gösteren ya da 65 yaşında olup 85 yasinda gösteren insanların olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni, insanın bir bütün olarak eşınden, ailesinden, komşusundan kısaca herkesten farklı ve değerlendirme konusunda &#8220;tek&#8221; oluşudur. Yaşlanmanın farklı boyutları denince; kişinin yalnızca takvim yaşına göre bir kronolojik yaşlanmasının, organizmanın yapı ve fonksiyonlarındakı degişmelere göre biyolojik yaşlanmasının, bu değişikliklerin düzenli bir şekilde gelişmesiyle fizyolojik yaşlanmasının, insanın algılama, öğrenme, problemleri çözme ve davranışlarına göre psikolojik yaşlanmasının ve sosyal alıskanlıkları ile toplum içindeki rolüne göre bir sosyal yaşlanmasının olduğu akla gelmelidir. Dolayısıyla ; biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşın iç içe geçmesi ve birbirini etkilemesi, kişinin gerçek yaşam süresini belirlemektedir.</p>
<p>Yaşlanma sürecine bu şekilde farklı boyutlardan bakmayı öğrendiğimiz zaman, yaşam süresi tanımlarımızda da bazı değişiklikler olması gerekmektedir; &#8220;maksimum potansiyel yasam süresi&#8221;, kazalar ve <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/hastaliklar/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a>ın olmaması durumunda sadece zamana baglı biyolojik canlılığı ifade eder ki, insan için 115-120 yıl arasındadır. &#8220;Beklenen yasam süresi&#8221; ise, kişinin içinde yaşadığı toplum ve çevresi tarafından belirlenir. Bu yüzyılda batı toplumlarında 75-80 yıl iken, gelişmekte olan ülkelerde 40-50 yıla düşmektedir.</p>
<p><strong>Yaşlanmanın nedeni nedir ?</strong></p>
<p>Kesin olarak sebebini bilmememize rağmen, yapılan araştırmalar sonucunda, neden yaşlandığımızı ya da öldüğümüzü açıklamaya yönelik pek çok teori geliştirilmiştir. Bu teorilerin hepsi, zaman içinde vücut hücrelerimize ne olduğu konusunda odaklanmıştır. Zaman içinde, hücrelerin fonksiyonlarında ya da dışarıdan gelen stress ve enfeksiyonlara cevap verme yeteneğinde değişiklikler olmaktadır.</p>
<p>Yaşlanmaya ait teorilerden bazıları, zaman içinde meydana gelen değişikliklerin, genetik yapımızdaki programlanmaya bağlı olduğunu öne sürmektedir. Yani bizim ne zaman yaşlanacağımız genetik yapımızda bellidir ve zamanı gelince yaşlanırız. Erken dönemdeki büyüme ve gelişmenin bir program izlemesi gibi, olgunluk, yaşlanma ve ölüm de bir program izler (ileri yaşlardaki programlanma, erken yaşlardaki programlanmaya göre çok daha fazla değişkenlik göstermektedir).</p>
<p>Diger teoriler yaşlanmanın, zaman içinde çeşitli vücut sistemlerinde oluşan hasar sonucu oluştuğunu varsaymaktadır. Bu hasar, solunumla, besinlerle alabileceğimiz gibi, doğal olarak vücudumuzda da oluşabilen ve &#8220;yıpranmaya&#8221; neden olan zararlı maddeler tarafından oluşturulabilmektedir. &#8220;Hasar teorisi&#8221;, bu tarz degisikliklerin bir gün önlenebileceğini ve beklenen yaşam süresinin uzatılabileceğini düsündürmektedir.</p>
<p><strong>Bugün en çok destek gören teorilere kısaca göz atalım:</strong></p>
<p><strong>DNA hasar teorisi:</strong> DNA genetik yapımızı oluşturmaktadır. Yaşayan organizmanın hücrelerinde DNA hasarı sürekli oluşmakta ve bir yandan da tamir edilmektedir. DNA&#8217;da yıllar boyunca süren bu hasar etkisi sonunda hücreyi, dokuyu, organi bozmakta; yaşlanmaya ya da hücre ölümüne neden olmaktadır. DNA veya RNA denen genetik yapı içerikleri (ribonükleik asitler), yaşlanmayı yavaşlatmak, demansı, cilt ve saç degişikliklerini tedavi etmek amacıyla satılmaktadir. Bu iddiaları destekleyecek bilimsel kanıtlar bulunmamaktadır. Ayrıca bu maddelerin kullanımı faydasızdır, çünkü alınan preparatların emilimi olmamaktadır.</p>
<p><strong>Serbest radikal teorisi:</strong> En çok kabul gören ve incelenen teoridir. Bu teori, yaşlanmaya serbest radikallerin sebep olduğunu savunmaktadır. Bu kimyasallar oksijen kullanan tüm hayvanlarda doğal olarak oluşmaktadır. Vücut hücreleri içinde oluşarak, hücre zarını, hayati proteinleri, yağları ve genetik yapımızı (DNA) ha<a href="http://www.yenitedavi.com/epilepsi/"title="sara hastalığı" >sara </a>uğratırlar (serbest radikal: en diş elektron zarfında bir elektron kaybetmiş ve dolayısıyla bu elektron açığını kapatabilmek için başka atomların elektronlarını paylaşmaya çalışan atomlardır. Serbest radikal yaratan kaynaklar, radyasyon, virüsler, güneş ışınlarının bir kısmı olan ultraviole ışınları, hava kirliliği yaratan fosil kökenli yakıtların yanma sonundaki ürünleri, sigara dumanı, enfeksiyon, stress, yağ metabolizması sonunda çıkan ürünler gibi hücre metabolizmasının toksik ürünleri, bazı tahrip edici kimyasallar, haşere kontrol ilaçları v.b.dir. Serbest radikaller etkilediği maddenin normal görevini yapmasını engeller ve hasar meydana getirir). Yaşamımızın kaynağı olan oksijen aynı zamanda yaşamımızın paradoksudur. Besinlerden enerji üretmek için oksijen gereklidir ama çok az bir oranda da olsa (%3-5) kullanılan oksijenin bir kısmı biyolojik yapımıza zararlı olan serbest radikallerin oluşmasına neden olmaktadır. Serbest radikaller doğduğumuz günden itibaren metabolizmamızla birlikte hücrelerimizde oluşmaya baslamaktadır. Metabolizmamızdan kaynaklananların yanında olumsuz dış etkenler de (sigara, kirli hava, radyasyon vb.) radikal oluşumuna neden olurlar, oluşan bu radikaller &#8220;oksidatif hücre hasarı&#8221; dediğimiz zararlı etkileri meydana getirirler. Doğal olarak vücudun &#8220;antioksidanlar&#8221; dediğimiz savunma sistemleri gelişmistir ve sürekli olarak bu radikallerin oksidan etkilerini önlemeye çalışırlar. Saglıklı insanlarda, antioksidan sistem dokuları yeterli düzeyde serbest radikal hasarına karşı korur. Dengenin bozulması (hastalık, <a href="http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/"title="" >beslenme bozukluğu</a>&#8230;), antioksidan sistemde yetersizliğe neden olur ve yeterli koruma sağlıyamaz. Vücudumuz doğal metabolizmamız esnasında da oluşan, dişarıdan da alabildiğimiz bu hasar yapıcı maddelere (serbest radikallere) karşı kendisini koruyabilmek için &#8220;antioksidanlar&#8221; olarak tanımlanan yapıları kullanır, bu sayede serbest radikal hasarının çoğunu bloke eder. Bazı antioksidanlar (SOD, GSH, katalaz) vücut tarafindan üretilir, bazıları da (vitamin A, C, E) besinlerle dışarıdan alınır. Bu teoriye göre, vücudumuzda oksidanlar ve antioksidanlar arasında bir denge söz konusudur, yaşla birlikte bu denge hasar yapıcıların lehine degişmekte ve vücut sistemlerimiz hasara ugramaktadır. Bu teoriye göre bazı insanlar yaşam süresini uzatmak için, antioksidan maddeleri dışarıdan fazla miktarda almanın faydalı olabileceğini düşünmektedirler. Bugün için bu düsünceyi kesin olarak kanıtlayacak insan üzerinde yapılmış çalışma yoktur, fakat hayvan deneyleri diyete antioksidan eklenmesinin faydalı olduğunu göstermektedir. Doğal olarak, vücudun ihtiyacı olan antioksidanlar farklı besin maddelerinin dengeli olarak alınması ile karşılanabilir. Kaldı ki, antioksidan olarak görev yapan C vitamini, fazla miktarda alindığı takdirde, kendisi oksidasyon olayını tetiklemektedir. Dolayısıyla, antioksidan maddeleri de yeterli miktarda almak gerekmektedir, fazlası yarar yerine zarar getirir. Bu teoriye göre, yasam boyu sürekli serbest radikallere maruziyet sonucunda hücre hasarı oluşturmakta, hücrelerin büyüme, gelişme ve farklılaşma fonksiyonlarında bozulma, kanser, ateroskleroz gibi hastalıklar veya ölüm olmaktadır. Serbest radikaller DNA hasar teorisinde belirtilen hasarın en önemli nedenidir. Tüm bu sonuçlar vücudun antioksidan sisteminin çok önemli olduğunu ve yeterli düzeyde tutulması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Genetik teori: </strong>Yaşlanmanın nedeninin genetik şifremizde yazılı olduğunu, yani bizim ne zaman yaşlanacağımızın belli olduğunu belirtir. Erken dönemdeki büyüme ve gelişmenin bir program izlemesi gibi, olgunluk, yaşlanma ve ölüm de bir program izler. Bilim adamlarının bu teori ile ilgili görüşlerine göre, ortada bir program varsa bu programlanabilir demektir ve yaşlanma geni bulunduğunda sorun çözülmüş olacaktır.</p>
<p><strong>Immünolojik ve endokrin teori: </strong>Bu teoriye göre yaşlanmanın nedeni, yaş ile birlikte bazi hormonların düzeyindeki azalma yada bağışıklık sistemindeki zayıflamadır. Hücresel bağışıklık için çok önemli bir görevi olan timus bezinin ergenlikten sonra fonksiyonlarında önemli oranda azalma olması, yaşlanmada timus bezinin önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Yaşlanma ile birlikte vücudumuzun hastalıklarla savaşan silahı olan bağışıklık sisteminin fonksiyonları azalmakta, viral, bakteriyel ya da diğer hastalık yapıcı etkenlere giriş yolu açılmaktadır, Ayrıca vücudun yaşlanma ile beraber yabancı ile kendi vücut elemanlarını tanıma (yabancıyı ayırma) yetenegi azalmaktadır yani, immum sistem yaşlanınca, vücudun kendi dokuları ile yabancı maddeler arasındaki farkı tanıma yeteneğini kaybetmeye başlar ve sonuç olarak da, eskiden istila eden organizma ile savaşırken, şimdi kendi vücuduna saldırır ve hastalık olusturur. Endokrin teoriye göre, endokrin bezlerin hormon salgılamalarındaki düzensizlik veya yetersizlik yaşlanmayı başlatmaktadır. Pineal bezden salgılanan uyku-uyanıklık dönem regülasyonunda önemli rolü olan melatonin hormonunun yaşlanmanın nedeni olduğunu söyleyenlerin yanısıra, böbrek üstü bezinden salgılanan dehidroepiandrosteron (DHEA)&#8217;un azalmasının yaşlanma nedeni olduğunu söyleyenler de mevcuttur. Genç insanlarda kan düzeyi, yaşlılardakinden daha fazladır ve hayvanlarda yapılan çalışmalarda DHEA takviyesinin sağlıklı kalmak ve daha uzun süre yaşamak konusunda etkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmalardan dolayı DHEA preparatları yaşam uzatıcı olarak satılmaktadır. Fakat insan üzerinde deneme çalışmaları yapılmamıştır ve bilim adamlarının elinde fazla miktarda kullanildığı takdirde yaşam süresini uzatacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Kaldı ki, biyolojik sistemde dengelerin bu şekilde değiştirilmesinin ortaya çıkarabileceği tehlikeli yan etkiler olabilmektedir. Melatonin hormonu da günümüzde yaşam iksiri olarak öne sürülmektedir fakat, etki ve yan etkileri henüz tam olarak oturmamıştır. Bu konuda karar vermek için net bir bilgiye sahip değiliz ve kesin sonuç için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p>Son çalışmalarda büyüme hormonu kullanılmasının, yaşlanmaya bağlı gelişen özellikle vücut yapısı ve kas kütlesi ile ilgili degişiklikleri önleyebilecegi konusunda bulgular elde edilmektedir. Fakat bu bulgular henüz çok yenidir ve büyüme hormonunun fazla miktarda kullanimının yol açabileceği yan etkiler unutulmamalıdır.</p>
<p>Bilim adamları besinlerle alınan kalori miktarının azaltılması ile yaşamın uzatılması arasındaki ilişkiyi araştırmaktadırlar. Besin kısıtlaması, laboratuvar fare ve sıçanlarında yaşam sürelerini uzatmakta ve yaşlanma ile ortaya çıkan hastalıkların oluşmasını azaltmaktadır. Bugün için yaşlanmaya karşı yapılabileceklerin başında diyet kısıtlaması önerilmektedir. Yapılan çalışmalarda diyet kısıtlaması ile, yaşla birlikte artış gösteren radikal miktarında azalma, metabolizmada yavaşlama, hücre bütünlüğünde sağlamlaşma, antioksidan savunma sisteminde artış olduğu, yaşam süresini uzattığı, yaşlılıkla artan hastalıklara yakalanma oranını azalttığı, yağ birikimini azalttığı saptanmıştır.</p>
<p><strong>Yaşam Süresini Uzatmak İçin Birşeyler Yapılabilir mi ? </strong></p>
<p>Yapılan çalışmaların sonuçları incelendiği zaman, yaşlanmayı durduramayacağımız fakat erteleyebileceğimiz gerçegi ortaya çıkmaktadır. Bugün için tüm bilim adamlarının üzerinde durduğu konu; uzun yaşamanın değil &#8220;sağlıklı ve başarılı yaşlanmanın&#8221; önemli olduğudur. Başarılı yaşlanma, sizin kontrolünüzde olan pek çok faktörü içermektedir. Sağlıklı kalmak ve uzun süre sağlıklı yaşamak sizin tutumunuz, aktiviteleriniz ve iliskilerinizle çok yakından ilişkilidir.</p>
<p>Yeterli ve dengeli beslenmeyle vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri alabiliriz. Bu konuda tamamiyle ilaçlara bağımlı olmanın ya da fazla doz almanın daha iyi olacağını düsünmek son derece zararlıdır. Fazla miktarda alinan vitaminlerin ciddi yan etkileri ve toksisiteleri ( fazla A vitamininde karaciger hasari, saç dökülmesi, görme bozukluğu, fazla D vitamininde kalp kasında kalsiyum birikimi, fazla C vitamininde oksidasyonun tetiklenmesi v.b.) vardır. Yapılan çalışmalarda doğal besinlerle alınan vitaminlerin takviye olarak alınanlardan daha etkili olduğu saptanmıştır. Bunun nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat, doğal besinlerin içinde bilemediğimiz farklı maddelerin de bulunduğu ve bu maddelerin bir denge içinde olduğu, bizim dışarıdan sa<a href="http://www.yenitedavi.com/bit/"title="" >bit</a> bazı maddeleri vererek bu dengeyi bozduğumuz öne sürülmektedir. Yaşlanma ile birlikte gerek dengeli beslenmenin azalması gerekse bağırsaklardan emilimin azalması, takviye vitamin ve mineral alımının gerekli olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Herhangi bir destek tedavisi almadan veya diyetinizde herhangi bir değişiklik yapmadan önce doktorunuzla konuşmalısınız. Yaşlanmayı geciktirmek, yaşamı uzatmak, dış görünüşünüzde degişiklik yapabilecek ürünlere &#8220;süpheli&#8221; bakınız.</p>
<p>Şu an için &#8220;yaşlanmaya karşı&#8221; tedavi, ilaç ya da yaşlanmayı yavaşlatan ya da yaşamı uzatan takviye bir madde bilinmemektedir. Fakat sağlıklı kalmak ve uzun bir süre sağlıklı yaşamak için yapabileceğiniz degişiklikler vardır ve bunlar uzun süre sağlıklı yaşamak için faydalı olabilir EĞER:</p>
<p>-  Sigara içmezseniz,</p>
<p>-  Dengeli beslenir ve istenilen kilonuzu muhafaza ederseniz,</p>
<p>-  Düzenli egzersiz yaparsanız,</p>
<p>- Düzenli olarak sağlık check-up&#8217;ınızı yaptırır, bir problem saptadığınızda doktora basvurur ve doktorunuzun tavsiyeleri doğrultusunda ilaç kullanırsanız,</p>
<p>-  Aile ve arkadaşlarınızla sağlıklı ilişkilerinizi muhafaza ederseniz,</p>
<p>-  Dinlenmeye vakit ayırırsanız,</p>
<p>-  Yeterli düzeyde uyursanız,</p>
<p>-  Iş, eğlence ve sosyal aktivitelerle canlı ve aktif kalabilirseniz,</p>
<p>-  Alkollü içecekleri ılımlı düzeyde kullanır ve alkollü iken araç kullanmazsanız,</p>
<p>-  Emniyet kemeri takarsanız,</p>
<p>-  Güneşe ve soğuğa aşırı maruziyetten sakınırsanız,</p>
<p>-  Evde yangın ve düşme gibi kazalara karşı önlemlerinizi alırsanız.</p>
<p>-  Hayata karşı pozitif bir tutum içinde olmak, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi umud etmek de çok önemlidir. Barınma ve finansal güvenliğinizi sağlamak için plan yapın.</p>
<p>-  Sizi mutlu eden şeyleri ortaya çıkarın ve YAPIN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/yaslanma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soya Sütü</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/soya-sutu/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/soya-sutu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 11:06:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=83</guid>
		<description><![CDATA[Soya sütü hakkında bilinmesi gereken gerçekler
Soya sütü ve diğer soya ürünleri gıda alerjisi ve hassasiyeti olan kişiler için önerilen ideal yi­yecekler olarak bilinmektedir. Bu ürünler, vejetaryen olan kişilerin beslenme sistemine dahil edilmesi gereken ideal bir protein takviyesi olarak tanıtılmaktadır. Ancak bu yaklaşımlara kar­şı üretilen fikirleri de iyi bilmek gerekmektedir. Özellikle de anne ve babaların soyalı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.yenitedavi.com/soya-sutu/"title="soya sütü" >Soya sütü</a> hakkında bilinmesi gereken gerçekler</strong><br />
Soya sütü ve diğer soya ürünleri gıda <a href="http://www.yenitedavi.com/yazi/alerji/"title="alerji" >alerji</a>si ve hassasiyeti olan kişiler için önerilen ideal yi­yecekler olarak bilinmektedir. Bu ürünler, vejetaryen olan kişilerin <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> sistemine dahil edilmesi gereken ideal bir protein takviyesi olarak tanıtılmaktadır. Ancak bu yaklaşımlara kar­şı üretilen fikirleri de iyi bilmek gerekmektedir. Özellikle de anne ve babaların soyalı gıda maddelerini çocuklarının beslenme programına dahil edip etmeme konusunda karar verirken aşağıdaki noktaları göz önünde bulundurmaları gerekmektedir:<br />
*       Tek tip yiyecek ve içeceklerle beslenmek gıda alerjilerine ve gıda hassasiyetine neden olmaktadır, inek sütüne karşı alerjik reaksiyon gösteren insanların /o40-50&#8217;sinin soya sü­tüne karşı da reaksiyon gösterdiği bilinmektedir.<br />
*       Soya çeşitli gıda maddelerinden oluşan beslenme programlarının bir parçası olabilir; an­cak beslenme programında ağırlıklı olarak soyalı gıdalara yer vermek yarardan çok za­rar getirebilir.<br />
*       Soya proteini çocuklarda ve bazı erişkinlerde tansiyon <a href="http://www.yenitedavi.com/dusuk-induklenen/"title="düşük yapmak" >düşük</a>lüğüne neden olabilir.<br />
*       Çocuğunuzun beslenme programına inek sütü yerine soya sütünü dahil etmek istiyorsanız, soya sütü kutusunun üzerinde yazan bilgileri dikkatle okumanız gerekmektedir. Soya sütü kal­siyum yönünden zengin bir içecek değildir. Kalsiyumun kemik gelişiminde oynadığı büyük rolü göz önünde bulundurursak, soya sütünün bu konuda ne denli yetersiz olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Bazı soya sütlerine kalsiyum takviyesi yapılmaktadır. Bu nedenle %30 ora­nında kalsiyumla zenginleştirilmiş soya sütlerini tercih etmenizde fayda vardır çünkü bu şekil­de piyasaya sunulan soya sütleri inek sütü ile eş değer kalsiyum etkisine sahip olur.<br />
*Soya sütü içinde yer alan protein ve yağ miktarı markadan markaya değişmektedir. İde­al bir soya sütünde her bir bardak süt için 6-8 gr protein ve 3 gr&#8217;dan az yağ bulunmak­tadır. Soya sütü üreten bazı markalar D ve <a href="http://www.genelsaglikbilgileri.com/a-vitamini/">A vitamini</a> takviyesi de yapmaktadır. Bu vita­minler de <a href="http://www.yenitedavi.com"title="sağlık, hastalık, estetik" >sağlık</a>lı büyüme ve gelişim için oldukça önemlidir.<br />
*       Soyalı ürünlerin birçoğu genetik değişime uğramaktadır. Kullandığınız soyalı ürünlerin ya­pısında herhangi bir genetik değişim olmadığından emin olmalısınız. Bu nedenle piya­sada bulunan organik soya sütlerini tercih etmeniz daha yerinde bir karar olacaktır.<br />
*       Soya sütünün içinde doğal şeker bulunmamaktadır. Soya sütünü içilebilir bir hale getirmek isteyen üreticiler tatlandırıcı ve suni şeker kullanmaktadır. Sağlık sorunlarına ve diş çürümele­rine yol açan suni tatlandırıcılar ve mısır şurubu içeren soya sütlerini tercih etmeyin.</p>
<p>Soyada &#8220;fitoöstrojen&#8221; adı verilen ve doğal bir östrojen bulunmaktadır. Fitoestrojenin erişkinler­de meme kanserini, prostat kanserini ve bağırsak sorunlarını önlediği, kalp-damar rahatsızlık­larını engellediği ve menopoz belirtilerini hafiflettiği ancak <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/bebek-sagligi/"title="bebek, çocuk" >bebek</a> ve çocukların hormonel ya­pısını etkileyerek uzun vadede olumsuz etkilere neden olduğu söylenmektedir. Bebekler için an­ne sütü veya inek sütü önerilirken, tıp doktorları tarafından zorunlu görülmedikçe soya sütü kul­lanılmamalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/soya-sutu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda Alerjisi Nasıl Önlenebilir?</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/gida-alerjisi-nasil-onlenebilir/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/gida-alerjisi-nasil-onlenebilir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 19:47:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[alerji]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=81</guid>
		<description><![CDATA[Sıklıkla yaşanan alerjileri nasıl önleyebilirsiniz?
*     Çocuğunuza alerji yapabileceğinden şüphelenilen bir gıda maddesini gözeti­miniz altında yedirebilirsiniz. Çocuğunuzun vücudunun herhangi bir reaksi­yon gösterip göstermediğini yakından takip edebilirsiniz.
*     Çocuğunuza altı aylık olana kadar (daha da önemlisi, bir yaşını doldurana ka­dar) alerjik olması ile bilinen yumurta, balık, çikolata, kepek, portakal, yer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sıklıkla yaşanan <a href="http://www.yenitedavi.com/yazi/alerji/"title="alerji" >alerji</a>leri nasıl önleyebilirsiniz?</strong><br />
*     Çocuğunuza alerji yapabileceğinden şüphelenilen bir gıda maddesini gözeti­miniz altında yedirebilirsiniz. Çocuğunuzun vücudunun herhangi bir reaksi­yon gösterip göstermediğini yakından takip edebilirsiniz.</p>
<p>*     Çocuğunuza altı aylık olana kadar (daha da önemlisi, bir yaşını doldurana ka­dar) alerjik olması ile bilinen yumurta, balık, çikolata, kepek, portakal, yer fıs­tığı ve fındık gibi gıda maddeleri vermeyin. Çocuğunuz bir yaşına gelmeden, domates, patlıcan, patates ve biber gibi sebzeler yedirmeyin. Bu sebzelerin belirli oranda toksin içerdiği göz önüne alınırsa, <a href="http://www.yenitedavi.com/bas-agrisi/"title="" >baş ağrısı</a> ve <a href="http://www.yenitedavi.com/depresyon/"title="depresyon" >depresyon</a>a ne­den olma sebepleri de daha iyi anlaşılabilir. Çocuğunuzun vücudu sadece be­lirli sebzelerin içinde bulunan toksinlere karşı hassasiyet göstermeyebilir an­cak yine de çocuğunuz bir yaşına adım atana kadar bu tür sebzelerden uzak durmanızda yarar var.</p>
<p>* Pirzola et, yumurta ve süt birlikte reaksiyona girerek çocuğunuzda hassasiye­te neden olabilir. Çocuğunuzun bu durumdan etkilendiğini gözlemliyorsanız, bu gıdaları çocuğunuza sadece belirli aralıklarla ikram edin.</p>
<p>* <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/bebek-sagligi/"title="bebek, çocuk" >Bebek</a>ler için piyasaya sunulan hazır gıdaların birçoğu mısır ve gıda endüstri­sinde &#8220;tapioca&#8221; olarak bilinen bir tür nişasta içermektedir. Ayrıca hazır mama­larda inek sütü de bulunabilir. Bebeğinizin bu gıdalara karşı hassasiyeti varsa, hazır mamaların kullanımı konusunda daha dikkatli olmanız gerekmektedir. Olası bir gıda intoleransı durumunda, çocuğunuz dokuz aylık olana kadar mı­sır, nişasta ve inek sütünden uzak durun. Çocuğunuza yedirdiğiniz birçok gı­danın içinde mısır nişastası, mısır yağı, mısır şurubu, taze mısır, patlamış mı­sır ve mısır içeren müsli bulunabilir. Bu nedenle çocuğunuza yedirdiğiniz ha­zır gıdaların etiketlerini dikkatle okuyun.<br />
*     Soya ürünleri, fındık ve fıstık gibi yiyecekler çocuklara anne ve babalarının gö­zetimi altında yedirilmelidir. Bu yiyeceklerin hepsini bir arada denemek yeri­ne belirli aralıklarla ve teker teker denemeniz gerekmektedir.<br />
*     Sütlü ürünleri çocuğunuz bir yaşma geldikten sonra kullanmanız daha doğru olur.<br />
*     Midye ve çileği çocuğunuz iki yaşını doldurduktan sonra deneyin.<br />
*     Çocuğunuz beş yaşına gelene kadar, fındık ve fıstık türü kuruyemişleri beslen­me programınızdan uzak tutun. Bu tür kuruyemişler solunum yolunu tıkaya­rak, çocukların nefes alamadan boğulmasına neden olabilir. Bu gibi olumsuz­lukların yanında alerjik olmaları da ölüm tehlikesini artırmaktadır.<br />
*     Çocuğunuzun herhangi bir gıda maddesini sıklıkla ve aşırı miktarda tüketme­sini önleyin. Çocuğunuzun günlük mönüsünü mümkün olduğu kadar çeşit­lendirmeye çalışın. Genellikle çok sık tüketilmeyen tatlı patates, mercimek, böğrülce, kurutulmuş ve sülfür içermeyen meyveler, meyve püreleri, pirinç,<br />
kivi, mango ve nohut gibi yiyecekleri de <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> sisteminize dahil edin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/gida-alerjisi-nasil-onlenebilir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda Tahammülsüzlüğü</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/gida-tahammulsuzlugu/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/gida-tahammulsuzlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 23:24:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Gıda alerjilerinde olduğunun aksine, gıda intoleransı bağışıklık sisteminin duru­muna bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Gıda intoleransı belirli gıda maddele­rine karşı duyulan hassasiyet ile ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin, lak­toz intoleransı kişinin sütte bulunan şekeri sindirebilmesi için gerekli olan en­zimden yoksun olması sonucunda ortaya çıkar. Laktoz intolerası sorunu olan bir çocuk sütlü gıdalar tükettiğinde; gaz, ishal, karın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gıda <a href="http://www.yenitedavi.com/yazi/alerji/"title="alerji" >alerji</a>lerinde olduğunun aksine, gıda intoleransı bağışıklık sisteminin duru­muna bağlı olarak ortaya çıkmamaktadır. Gıda intoleransı belirli gıda maddele­rine karşı duyulan hassasiyet ile ilişkili olarak ortaya çıkmaktadır. Örneğin, lak­toz intoleransı kişinin sütte bulunan şekeri sindirebilmesi için gerekli olan en­zimden yoksun olması sonucunda ortaya çıkar. Laktoz intolerası sorunu olan bir çocuk sütlü gıdalar tükettiğinde; gaz, ishal, <a href="http://www.yenitedavi.com/karin-agrisi/"title="Karın Ağrısı" >karın ağrısı</a> ve mide şişkinliği gibi be­lirtileri yaşamaktadır.</p>
<p>Yapılan bir araştırmaya göre gıda intoleransma neden olan gıdaların başın­da toplumuz tarafından yaygın olarak tüketilen gıdalar yer almaktadır. Buğday ve süt, ingiltere&#8217;de ve diğer Batı ülkelerinde yaşayan birçok insanın vücudunda ta­hammülsüzlüğe neden olan en temel 2 gıda maddesidir. Amerika&#8217;da ise, buğday ve süte karşı belirli bir duyarlılık olsa da; en büyük sorun mısır nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni, mısırın yaygın olarak mısır nişastası ve mısır şurubu olarak tüketilmesidir. İngiltere&#8217;de gıda hassasiyetinin görülme oranı Amerika&#8217;ya göre daha az olsa da, fast-food alışkanlığının yaygınlaşması ve fıstık ezmesinin yağının fast-food gıdaları dahil birçok gıda maddesinde kullanılması; intoleran-sm bu ülkede de sıklıkla görülmeye başlanmasına neden olmuştur. İşlenmiş gı­dalarda kullanılan soya unu ve soya fasulyesi de yaşanan gıda hassasiyetlerinin temelini oluşturmaktadır.</p>
<p>Gıda Alerjisi ve Gıda İntoleransı isimli kitabın yazarları olan Dr Jonathan Bros-toff ve Linda Gamlin gıda intoleransı sorununu yaşayan hastalarda belirli gıdaların aşırı miktarda tüketilmesi ile gıda hassasiyeti arasında yakın bir ilişkinin olduğuna dikkat çekmiştir. Brostoff ve Gamlin, herhangi bir gıdanın yüksek oranlarda tüke­tilmesinin gıda intoleransının en büyük tetikleyicisi olduğunu bildirmiştir. Emzi­ren bir anne belirli bir gıdayı gereğinden fazla tüketirse, bebeğinde bu gıdaya kar­şı hassasiyet meydana gelebilir.</p>
<p><strong>Çocuğumda gıda hassasiyetinin olup olmadığını nasıl fark edebilirim?</strong></p>
<p>Gıda hassasiyetinin belirtilerinin fark edilmesi oldukça güçtür çünkü ilk aşamalar­da belirtiler çok açık bir şekilde yaşanmayabilir. Yaşanan belirtiler de belirli bir gı­da maddesi ile ilişkilendirilemeyebilir. Bazı çocuklar antibiyotik kullanımı sonu­cunda ya da toksinlerin ve zirai ilaçların etkilediği gıda maddelerinin tüketimine bağlı olarak gıda intoleransı yaşayabilir. Stres ve yaşanan başka <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/hastaliklar/"title="hastalıklar" >hastalıklar</a> gıda in-toleransını daha ciddi bir hale getirebilir.<br />
Çocuğunuzda gıda hassasiyetinin olup olmadığına genel <a href="http://www.yenitedavi.com"title="sağlık, hastalık, estetik" >sağlık</a> durumunda meydana gelen değişiklikleri takip ederek karar verebilirsiniz. Çocuğunuzda gör­düğünüz değişiklikler yavaş yavaş gelişse bile, intoleranstan şüphelenmeniz gerek­mektedir.</p>
<p><strong>Bazı gıdaları <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/"title="beslenme" >beslenme</a> planından çıkarırken&#8230;</strong><br />
Çocuğunuzda hassasiyete neden olan gıda maddelerini uzmanlar ve diyetisyenler tarafından hazırlanan diyetler yoluyla beslenme sisteminizden çıkarabilirsiniz. Gı­da hassasiyeti birkaç gıdaya bağlı olarak geliştiği gibi, oldukça çok sayıda gıda maddesine karşı da hassasiyet görülebilir. Öncelikle çocuğunuzda hassasiyet ya­rattığına emin olduğunuz süt ve buğday gibi gıda maddelerini beslenme progra­mınızdan çıkarmanızda fayda vardır.</p>
<p>Belirli bir gıda maddesini çocuğunuzun beslenme sisteminden çıkardıktan son­ra, çocuğunuzun genel sağlık durumunda herhangi bir değişiklik gözlemlemiyorsanız, çıkardığınız bu gıdayı çocuğunuzun beslenme düzenine yeniden dahil edebilirsiniz.</p>
<p>Çocukların beslenme programında çeşitlilik çok önemlidir. Bu nedenle alerji yapabileceğini düşündüğünüz besinlerin hepsini bir anda çocuğunuzun beslen­me programından çıkarmayın. Örneğin, çocuğunuzun beslenme düzeninden süt ve sütlü ürünleri çıkarmayı düşünüyorsanız, protein kaynağı olan diğer besinleri aynı anda çıkarmayı denemeyin. Çocuğunuzun alerjik durumu için hazırlanan di­yetin en önemli özelliği kısa sürede etkisini gösterebiliyor olmasıdır. Örneğin, be­lirli bir gıdayı alerji yapıyor düşüncesi ile çocuğunuzun beslenme sisteminden çı­kardığınızda, çocuğunuzda görülen belirtilerin birkaç gün içinde geçmiş olması gerekmektedir. Çocuğunuzun beslenme programından alerjik olabileceği düşün­cesi ile çıkardığınız gıda maddesini bir hafta sonra yeniden dahil edin. Bu şekilde çocuğunuzun vücudunun bu gıda maddesine karşı gösterdiği reaksiyonu daha iyi değerlendirmiş olursunuz. Tüketimine belirli bir müddet ara verilen bir gıda mad­desine yeniden başlayan bir çocuğun vücudunun bu gıdaya karşı gösterdiği tepki çok belirgin bir şekilde gözlemlenebilir. Bu tür reaksiyonlar bazı çocuklarda he­men etki gösterir ve hapşırma, kusma ve kızarma gibi belirtilerle sonuçlanır.</p>
<p>Bazı çocuklar kendilerinde hassasiyete neden olan gıdaların tüketimine devam edebilir. Genelde çok büyük rahatsızlıklara neden olmayan ve sadece hassasiyete neden olan bu gıdaların tüketimi belirli bir hastalıktan ya da antibiyotik kullanı­mından sonra, çocuğunuz çok yorulduğunda ve efor sarf ettiğinde daha ciddi bir rahatsızlığa neden olabilir. Bu gibi durumlarda çocuğunuza hassasiyet gösterdiği yiyecekleri ikram etmemeniz daha uygun olacaktır. Çocuğunuz iyileştikten ve ken­disini toparladıktan sonra bu tür gıdaları tüketmeye devam edebilir. Çocuğunuzun hassasiyet gösterdiği yiyecekleri beslenme düzeninin önemli bir parçası haline ge­tirmeyin. Çocuğunuz çok sevse de, bu yiyecekleri sınırlı miktarda tüketmesini sağ­layın. Bu şekilde daha ciddi sorunların görülme olasılığını önlemiş olursunuz.</p>
<p><strong>Çocukların canı çeker&#8230;</strong></p>
<p>İnsanların kendisinde hassasiyete neden olan gıdaları daha çok arzuladığı bilinmektedir. Gı­da hassasiyeti olan insanların %50&#8217;sinin, bu gıdaları yiyebilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptığı gözlemlenmiştir. Çocuğunuzun özellikle yemek istediği besinleri dikkatle gözden geçi­rin. Özellikle de yemek seçen çocukların hangi gıdaları yemekten hoşlandıkları incelenmelidir. Fıstık ezmesi ile yapılan sandviçler dışındaki diğer sandviçleri yemeyi inatla reddeden, müsli ve makarna dışında hiçbir şey <a title="kolay, pratik, resimli, oktay usta yemek tarifi" href="http://www.yemektarifleri.info/">yemek</a> istemeyen çocukların bu gıdalara karşı hassasiyet duy­ma riski bulunmaktadır.</p>
<p>Yukarıda bahsedilen noktalar oldukça ilginçtir. Öncelikle çocuklarımızın tükettiği gıda maddelerini mümkün olduğu kadar çeşitlendirmeliyiz. Çok çeşitli gıda maddelerini içeren bir beslenme sistemine sahip olan çocuklar tek tip <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/">beslenme</a> tarzı ile büyüyen çocuklara göre da­ha az intolerans riskine sahiptir. Ayrıca çocuğumuzun vücudunun ideal düzeyde çalışmasını sağlayan vitamin ve mineralleri beslenme programına dahil etmeye çalışmalıyız. Beslenme sistemimizde yer alan gıdaları çeşitlendirmenin en büyük faydası belirli gıdalara olan hassasi­yetin bu gıdaların gereğinden fazla tüketilmemesi nedeniyle daha az yaşanmasıdır.</p>
<p><strong>Aşağıda yer alan listede intoleransın en sık görülen belirtileri yer almaktadır.</strong></p>
<p><strong>Gıda intoleransının belirtileri</strong><br />
■       sinirlilik hali m astım<br />
■       3-4 yaşın altındaki çocuklarda yatağını ıslatma (bu belirtinin duygusal kökenli olabilece­ği de göz önünde bulundurulmalıdır)<br />
■       davranış bozuklukları<br />
■       mide şişkinliği<br />
■       kronik olarak görülen burun çekme adeti<br />
■       <a href="http://www.yenitedavi.com/kabizlik/"title="kabızlık" >kabızlık</a> m ishal<br />
■iltihaplı bağırsak hastalığı<br />
■       egzama<br />
■anormal sümük salgısı</p>
<p>■yüzde şişkinlik</p>
<p>■halsizlik mide gazı bas ağrısı kurdeşen<br />
■irritabl bağırsak sendromu hazımsızlık uykusuzluk gözde kaşıntı ciltte kaşıntı<br />
■duygusal dalgalanmalar ağızda yaralar kas ağrısı baş dönmesi<br />
■ciltte kızarıklar (kızarıklar tüm vücutta görülse bile özellikle de ağız etrafında görülen kı­zarıklar) <a href="http://www.yenitedavi.com/bogaz-agrisi-faranjit/"title="" >boğaz ağrısı</a> vücutta su kaybı hırıltı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/gida-tahammulsuzlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beslenme Bozuklukları</title>
		<link>http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/</link>
		<comments>http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 17:07:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Beslenme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yenitedavi.com/?p=39</guid>
		<description><![CDATA[BESLENME BOZUKLUKLARI
Her yıl birçok insan beslenme bozukluğu nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Ameri­ka&#8217;da kurulmuş olan Beslenme Bozuklukları Bilinçlendirme ve Koruma Derneği&#8217;ne göre, Amerika&#8217;da sayıları 5-10 milyonu bulan genç kızlar ve kadınlar beslenme soru­nu ile uğraşmaktadır. 1 milyon genç erkeğin de beslenme bozukluğu sorunu yaşadı­ğı dernek tarafından bildirilen ve göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Dernek, insanların şizofreniden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/beslenme/"title="beslenme" >BESLENME</a> BOZUKLUKLARI</strong><br />
Her yıl birçok insan <a href="http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/"title="" >beslenme bozukluğu</a> nedeniyle yaşamını yitirmektedir. Ameri­ka&#8217;da kurulmuş olan <a href="http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/"title="beslenme bozuklukları" >Beslenme Bozuklukları</a> Bilinçlendirme ve Koruma Derneği&#8217;ne göre, Amerika&#8217;da sayıları 5-10 milyonu bulan <a href="http://www.kadinlarsitesi.com/sayfa/genc-kizlar/">genç kızlar</a> ve <a href="http://www.kadinlarsitesi.com">kadınlar</a> beslenme soru­nu ile uğraşmaktadır. 1 milyon genç erkeğin de beslenme bozukluğu sorunu yaşadı­ğı dernek tarafından bildirilen ve göz ardı edilmemesi gereken bir gerçektir. Dernek, insanların <a href="http://www.genelsaglikbilgileri.com/sizofreni/">şizofreni</a>den ürktüğü kadar beslenme sorunlarından da korkması gerekti­ğini belirtmektedir (Amerika&#8217;da 2.2 milyon insan şizofreni rahatsızlığı ile yaşamak zo­runda kalmıştır). Beslenme bozukluklarının genellikle sosyo-ekonomik düzeyi yük­sek olan gruplarda, özellikle de sosyal ve ekonomik refah seviyesi yüksek olan bayan­larda ve genç kızlarda gözlemlendiği düşünülmektedir. Ancak, yeni istatiksel verile­re göre, beslenme bozukluğu kızlarda olduğu kadar erkeklerde de görülmektedir; bu hastalık sosyo-ekonomik refaha bakılmaksızın maddi durumu ne olursa olsun her in­sanı etkilemektedir.</p>
<p>Beslenme bozuklukları çok farklı şekillerde görülebilir. <a href="http://www.yenitedavi.com/sayfa/psikoloji-ruh-sagligi/"title="psikoloji, ruh sağlığı" >Psikoloji</a>k sorunları ve sıkıntıları aşırı <a title="kolay, pratik, resimli, oktay usta yemek tarifi" href="http://www.yemektarifleri.info/">yemek</a> yeme ile gidermeye çalışmak, obesite adı verilen <a title="sağlık, hastalık, tedavi, ilaç, doktor, hekim, sağlık personeli" href="http://www.yenitedavi.com">sağlık</a> sorununa neden olmaktadır. Yemek yemeyi reddetme şeklinde kendisini gös­teren davranışa &#8220;anoreksiya nervoza&#8221; (iştah kaybı) adı verilir. Bunun daha farklı bir şekli ise, &#8220;bulimia nervoza&#8221; adı ile bilinmektedir. Gerek gıdayı reddetme şeklinde or­taya çıkan anoreksiya nervoza, gerekse aşırı yeme şeklinde ortaya çıkan obesite gibi yeme bozuklukları aile içi şiddet, boşanma, taciz, okul sorunları, iş sorunları ve ben­zeri, psikolojik, sosyolojik ve biyolojik nedenlerden kaynaklanabümektedir. İştah kaybı gençler arasında en sık görülen beslenme bozukluğudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yenitedavi.com/beslenme-bozukluklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

