You are here: Home // Beslenme // Yaşlanma

Yaşlanma

yaşlanma
Yaşlanma zamanın geçmesi ile ortaya çı­kan fiziksel ve mental değişikliklerdir ve çeşitli organ ve dokularda, deride esnek­lik kaybı ve organ fonksiyonlannda iler­leyici azalma gibi dejeneratif değişiklik­ler yapmaktadır.
Yıpranma ve aşınma, eklemlerde biriken bir hasar yapar ve kaslar kütlesini ve gü­cünü kaybeder. Yara iyileşmesi ve enfek­siyonlara direnç de azalır. Sinir hücre­lerinde giderek kayıp olması duyuların keskinliğinde azalma ve öğrenme ve bel­lekte zorluklara yol açabilir. Ancak demans (bunama) yaşlı kişilerin sadece kü­çük bir kısmında görülür. Kalıtım (soyaçekim) yaşam beklentisi­nin önemli bir belirleyicisidir, ancak fi­ziksel dejenerasyon, sigara, aşırı alkol alımı, kötü beslenme ve yetersiz egzersiz gibi faktörler ile hızlanabilir. Tıp bilimin­deki ilerlemeler sayesinde gelişmiş ülke­lerde yaşam beklentisi son yüzyılda çar­pıcı şekilde artmıştır.

Neden insanlar yaşlanır ve ölürler? Yaşlanmayı yavaşlatmak ya da yaşam süresini uzatmak için birşeyler yapılabilir mi? Bu sorular oldukça uzun bir süreden beri sorulmaktadır fakat, hala basit bir cevabı bulunamamıştır. Yaşlanan insan vücudu hakkinda her geçen gün daha fazla bilgi sahibi olmaktayız.

Genel olarak bildigimiz degisikliklerin çoğu “iyi yaşam alışkanlıkları” ile önlenebilir veya tersine çevrilebilir, Fakat bazı değişiklikler var ki, bunlar insan yapısının oluşumu esnasında meydana gelmiş gibi görünmektedir. Bu değişikliklerin oluş nedeni hala gizemini korumaktadır. Bilim adamlarının çoğunun inancı, yaşlanmanın, vücudumuzdaki pek çok sistemi kapsayan komplex bir süreç olduğu yönündedir.

Toplumdan topluma degişmekle beraber her toplumda yaşlı bir kesim olmuştur. Bu ortalama yaşam süresi olarak Antik Roma’da yaklaşık olarak 22 yıl iken, 1800’lü yıllarda 41-42 yıla, bugün ise 75-80 yıla çıkmıştır. Bu sonuç, gittikçe daha uzun yaşadığımızı ve bu süreyi daha sağlıklı ve başarılı kılabilmek için çaba göstermemiz gerektiğini ortaya koymaktadır.

Literatürde 65 yaş üstü kişiler yaşlı olarak kabul edilmektedir. Amerika Birleşik Devletlerinde hergün 5000 kisi 65 yaşına basmakta, 65 yaş ve üstü 3600 kişi ölmektedir. Dolayısıyla hergün bu yaş kesiminden topluma net 1400 kişi katılmaktadır ve 75 yaş ve üstü grup nüfusu en hızlı artış gösteren kesimdir. Yalnızca bir yüzyıl önce 65 yaş ve üstü grup ABD toplumunun % 2’si iken, bugün %10’u seviyesine yükselmiştir. Toplumun gelişmişlik seviyesine paralel olarak, toplumdaki 65 yaş ve üstü kesimin oranı artış göstermektedir. ABD’de 2000 yılında, 100 yas ve üstü 100.000 kisinin olması beklenmektedir.

Bu bilgilerin dogrultusunda, bilim adamları insanların bu yaşam dönemini daha saglıklı, uzun ve başarılı kılabilmek için araştırmalarını yoğunlastırmışlar, “daimi gençlik hayali” peşinde, “gençlik iksirini” bulma yolunda yoğun çabalar göstermektedirler.

Yaşlanma nedir ?
Yaşlanma hücrelerden organlara kadar tüm yapılarda fonksiyonların giderek azaldığı oldukça karışık bir süreçtir. Canlı organizmanın büyüme ve gelişmesinde zamanla meydana gelen gerilemelerin toplamı ve fonksiyonel açıdan yeteneklerin azalmasıdır. Yaşlanma bir süreçtir, doğumla başlar ve bir daha durmaz. Meydana gelen fiziksel, psikolojik veya sosyal yetersizliklerin hepsi daha önceki degişim ve gelişimlerin sonucudur.

Yaşlanma asla tek boyutlu bir süreç olarak ele alınmamalıdır. Toplumda gözlemlerimize dayanarak, 65 yaşında olup 45 yaşında gösteren ya da 65 yaşında olup 85 yasinda gösteren insanların olduğunu söyleyebiliriz. Bunun nedeni, insanın bir bütün olarak eşınden, ailesinden, komşusundan kısaca herkesten farklı ve değerlendirme konusunda “tek” oluşudur. Yaşlanmanın farklı boyutları denince; kişinin yalnızca takvim yaşına göre bir kronolojik yaşlanmasının, organizmanın yapı ve fonksiyonlarındakı degişmelere göre biyolojik yaşlanmasının, bu değişikliklerin düzenli bir şekilde gelişmesiyle fizyolojik yaşlanmasının, insanın algılama, öğrenme, problemleri çözme ve davranışlarına göre psikolojik yaşlanmasının ve sosyal alıskanlıkları ile toplum içindeki rolüne göre bir sosyal yaşlanmasının olduğu akla gelmelidir. Dolayısıyla ; biyolojik, psikolojik ve sosyal yaşın iç içe geçmesi ve birbirini etkilemesi, kişinin gerçek yaşam süresini belirlemektedir.

Yaşlanma sürecine bu şekilde farklı boyutlardan bakmayı öğrendiğimiz zaman, yaşam süresi tanımlarımızda da bazı değişiklikler olması gerekmektedir; “maksimum potansiyel yasam süresi”, kazalar ve hastalıkların olmaması durumunda sadece zamana baglı biyolojik canlılığı ifade eder ki, insan için 115-120 yıl arasındadır. “Beklenen yasam süresi” ise, kişinin içinde yaşadığı toplum ve çevresi tarafından belirlenir. Bu yüzyılda batı toplumlarında 75-80 yıl iken, gelişmekte olan ülkelerde 40-50 yıla düşmektedir.

Yaşlanmanın nedeni nedir ?

Kesin olarak sebebini bilmememize rağmen, yapılan araştırmalar sonucunda, neden yaşlandığımızı ya da öldüğümüzü açıklamaya yönelik pek çok teori geliştirilmiştir. Bu teorilerin hepsi, zaman içinde vücut hücrelerimize ne olduğu konusunda odaklanmıştır. Zaman içinde, hücrelerin fonksiyonlarında ya da dışarıdan gelen stress ve enfeksiyonlara cevap verme yeteneğinde değişiklikler olmaktadır.

Yaşlanmaya ait teorilerden bazıları, zaman içinde meydana gelen değişikliklerin, genetik yapımızdaki programlanmaya bağlı olduğunu öne sürmektedir. Yani bizim ne zaman yaşlanacağımız genetik yapımızda bellidir ve zamanı gelince yaşlanırız. Erken dönemdeki büyüme ve gelişmenin bir program izlemesi gibi, olgunluk, yaşlanma ve ölüm de bir program izler (ileri yaşlardaki programlanma, erken yaşlardaki programlanmaya göre çok daha fazla değişkenlik göstermektedir).

Diger teoriler yaşlanmanın, zaman içinde çeşitli vücut sistemlerinde oluşan hasar sonucu oluştuğunu varsaymaktadır. Bu hasar, solunumla, besinlerle alabileceğimiz gibi, doğal olarak vücudumuzda da oluşabilen ve “yıpranmaya” neden olan zararlı maddeler tarafından oluşturulabilmektedir. “Hasar teorisi”, bu tarz degisikliklerin bir gün önlenebileceğini ve beklenen yaşam süresinin uzatılabileceğini düsündürmektedir.

Bugün en çok destek gören teorilere kısaca göz atalım:

DNA hasar teorisi: DNA genetik yapımızı oluşturmaktadır. Yaşayan organizmanın hücrelerinde DNA hasarı sürekli oluşmakta ve bir yandan da tamir edilmektedir. DNA’da yıllar boyunca süren bu hasar etkisi sonunda hücreyi, dokuyu, organi bozmakta; yaşlanmaya ya da hücre ölümüne neden olmaktadır. DNA veya RNA denen genetik yapı içerikleri (ribonükleik asitler), yaşlanmayı yavaşlatmak, demansı, cilt ve saç degişikliklerini tedavi etmek amacıyla satılmaktadir. Bu iddiaları destekleyecek bilimsel kanıtlar bulunmamaktadır. Ayrıca bu maddelerin kullanımı faydasızdır, çünkü alınan preparatların emilimi olmamaktadır.

Serbest radikal teorisi: En çok kabul gören ve incelenen teoridir. Bu teori, yaşlanmaya serbest radikallerin sebep olduğunu savunmaktadır. Bu kimyasallar oksijen kullanan tüm hayvanlarda doğal olarak oluşmaktadır. Vücut hücreleri içinde oluşarak, hücre zarını, hayati proteinleri, yağları ve genetik yapımızı (DNA) hasara uğratırlar (serbest radikal: en diş elektron zarfında bir elektron kaybetmiş ve dolayısıyla bu elektron açığını kapatabilmek için başka atomların elektronlarını paylaşmaya çalışan atomlardır. Serbest radikal yaratan kaynaklar, radyasyon, virüsler, güneş ışınlarının bir kısmı olan ultraviole ışınları, hava kirliliği yaratan fosil kökenli yakıtların yanma sonundaki ürünleri, sigara dumanı, enfeksiyon, stress, yağ metabolizması sonunda çıkan ürünler gibi hücre metabolizmasının toksik ürünleri, bazı tahrip edici kimyasallar, haşere kontrol ilaçları v.b.dir. Serbest radikaller etkilediği maddenin normal görevini yapmasını engeller ve hasar meydana getirir). Yaşamımızın kaynağı olan oksijen aynı zamanda yaşamımızın paradoksudur. Besinlerden enerji üretmek için oksijen gereklidir ama çok az bir oranda da olsa (%3-5) kullanılan oksijenin bir kısmı biyolojik yapımıza zararlı olan serbest radikallerin oluşmasına neden olmaktadır. Serbest radikaller doğduğumuz günden itibaren metabolizmamızla birlikte hücrelerimizde oluşmaya baslamaktadır. Metabolizmamızdan kaynaklananların yanında olumsuz dış etkenler de (sigara, kirli hava, radyasyon vb.) radikal oluşumuna neden olurlar, oluşan bu radikaller “oksidatif hücre hasarı” dediğimiz zararlı etkileri meydana getirirler. Doğal olarak vücudun “antioksidanlar” dediğimiz savunma sistemleri gelişmistir ve sürekli olarak bu radikallerin oksidan etkilerini önlemeye çalışırlar. Saglıklı insanlarda, antioksidan sistem dokuları yeterli düzeyde serbest radikal hasarına karşı korur. Dengenin bozulması (hastalık, beslenme bozukluğu…), antioksidan sistemde yetersizliğe neden olur ve yeterli koruma sağlıyamaz. Vücudumuz doğal metabolizmamız esnasında da oluşan, dişarıdan da alabildiğimiz bu hasar yapıcı maddelere (serbest radikallere) karşı kendisini koruyabilmek için “antioksidanlar” olarak tanımlanan yapıları kullanır, bu sayede serbest radikal hasarının çoğunu bloke eder. Bazı antioksidanlar (SOD, GSH, katalaz) vücut tarafindan üretilir, bazıları da (vitamin A, C, E) besinlerle dışarıdan alınır. Bu teoriye göre, vücudumuzda oksidanlar ve antioksidanlar arasında bir denge söz konusudur, yaşla birlikte bu denge hasar yapıcıların lehine degişmekte ve vücut sistemlerimiz hasara ugramaktadır. Bu teoriye göre bazı insanlar yaşam süresini uzatmak için, antioksidan maddeleri dışarıdan fazla miktarda almanın faydalı olabileceğini düşünmektedirler. Bugün için bu düsünceyi kesin olarak kanıtlayacak insan üzerinde yapılmış çalışma yoktur, fakat hayvan deneyleri diyete antioksidan eklenmesinin faydalı olduğunu göstermektedir. Doğal olarak, vücudun ihtiyacı olan antioksidanlar farklı besin maddelerinin dengeli olarak alınması ile karşılanabilir. Kaldı ki, antioksidan olarak görev yapan C vitamini, fazla miktarda alindığı takdirde, kendisi oksidasyon olayını tetiklemektedir. Dolayısıyla, antioksidan maddeleri de yeterli miktarda almak gerekmektedir, fazlası yarar yerine zarar getirir. Bu teoriye göre, yasam boyu sürekli serbest radikallere maruziyet sonucunda hücre hasarı oluşturmakta, hücrelerin büyüme, gelişme ve farklılaşma fonksiyonlarında bozulma, kanser, ateroskleroz gibi hastalıklar veya ölüm olmaktadır. Serbest radikaller DNA hasar teorisinde belirtilen hasarın en önemli nedenidir. Tüm bu sonuçlar vücudun antioksidan sisteminin çok önemli olduğunu ve yeterli düzeyde tutulması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Genetik teori: Yaşlanmanın nedeninin genetik şifremizde yazılı olduğunu, yani bizim ne zaman yaşlanacağımızın belli olduğunu belirtir. Erken dönemdeki büyüme ve gelişmenin bir program izlemesi gibi, olgunluk, yaşlanma ve ölüm de bir program izler. Bilim adamlarının bu teori ile ilgili görüşlerine göre, ortada bir program varsa bu programlanabilir demektir ve yaşlanma geni bulunduğunda sorun çözülmüş olacaktır.

Immünolojik ve endokrin teori: Bu teoriye göre yaşlanmanın nedeni, yaş ile birlikte bazi hormonların düzeyindeki azalma yada bağışıklık sistemindeki zayıflamadır. Hücresel bağışıklık için çok önemli bir görevi olan timus bezinin ergenlikten sonra fonksiyonlarında önemli oranda azalma olması, yaşlanmada timus bezinin önemli bir rolü olduğunu düşündürmektedir. Yaşlanma ile birlikte vücudumuzun hastalıklarla savaşan silahı olan bağışıklık sisteminin fonksiyonları azalmakta, viral, bakteriyel ya da diğer hastalık yapıcı etkenlere giriş yolu açılmaktadır, Ayrıca vücudun yaşlanma ile beraber yabancı ile kendi vücut elemanlarını tanıma (yabancıyı ayırma) yetenegi azalmaktadır yani, immum sistem yaşlanınca, vücudun kendi dokuları ile yabancı maddeler arasındaki farkı tanıma yeteneğini kaybetmeye başlar ve sonuç olarak da, eskiden istila eden organizma ile savaşırken, şimdi kendi vücuduna saldırır ve hastalık olusturur. Endokrin teoriye göre, endokrin bezlerin hormon salgılamalarındaki düzensizlik veya yetersizlik yaşlanmayı başlatmaktadır. Pineal bezden salgılanan uyku-uyanıklık dönem regülasyonunda önemli rolü olan melatonin hormonunun yaşlanmanın nedeni olduğunu söyleyenlerin yanısıra, böbrek üstü bezinden salgılanan dehidroepiandrosteron (DHEA)’un azalmasının yaşlanma nedeni olduğunu söyleyenler de mevcuttur. Genç insanlarda kan düzeyi, yaşlılardakinden daha fazladır ve hayvanlarda yapılan çalışmalarda DHEA takviyesinin sağlıklı kalmak ve daha uzun süre yaşamak konusunda etkili olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmalardan dolayı DHEA preparatları yaşam uzatıcı olarak satılmaktadır. Fakat insan üzerinde deneme çalışmaları yapılmamıştır ve bilim adamlarının elinde fazla miktarda kullanildığı takdirde yaşam süresini uzatacağına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Kaldı ki, biyolojik sistemde dengelerin bu şekilde değiştirilmesinin ortaya çıkarabileceği tehlikeli yan etkiler olabilmektedir. Melatonin hormonu da günümüzde yaşam iksiri olarak öne sürülmektedir fakat, etki ve yan etkileri henüz tam olarak oturmamıştır. Bu konuda karar vermek için net bir bilgiye sahip değiliz ve kesin sonuç için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Son çalışmalarda büyüme hormonu kullanılmasının, yaşlanmaya bağlı gelişen özellikle vücut yapısı ve kas kütlesi ile ilgili degişiklikleri önleyebilecegi konusunda bulgular elde edilmektedir. Fakat bu bulgular henüz çok yenidir ve büyüme hormonunun fazla miktarda kullanimının yol açabileceği yan etkiler unutulmamalıdır.

Bilim adamları besinlerle alınan kalori miktarının azaltılması ile yaşamın uzatılması arasındaki ilişkiyi araştırmaktadırlar. Besin kısıtlaması, laboratuvar fare ve sıçanlarında yaşam sürelerini uzatmakta ve yaşlanma ile ortaya çıkan hastalıkların oluşmasını azaltmaktadır. Bugün için yaşlanmaya karşı yapılabileceklerin başında diyet kısıtlaması önerilmektedir. Yapılan çalışmalarda diyet kısıtlaması ile, yaşla birlikte artış gösteren radikal miktarında azalma, metabolizmada yavaşlama, hücre bütünlüğünde sağlamlaşma, antioksidan savunma sisteminde artış olduğu, yaşam süresini uzattığı, yaşlılıkla artan hastalıklara yakalanma oranını azalttığı, yağ birikimini azalttığı saptanmıştır.

Yaşam Süresini Uzatmak İçin Birşeyler Yapılabilir mi ?

Yapılan çalışmaların sonuçları incelendiği zaman, yaşlanmayı durduramayacağımız fakat erteleyebileceğimiz gerçegi ortaya çıkmaktadır. Bugün için tüm bilim adamlarının üzerinde durduğu konu; uzun yaşamanın değil “sağlıklı ve başarılı yaşlanmanın” önemli olduğudur. Başarılı yaşlanma, sizin kontrolünüzde olan pek çok faktörü içermektedir. Sağlıklı kalmak ve uzun süre sağlıklı yaşamak sizin tutumunuz, aktiviteleriniz ve iliskilerinizle çok yakından ilişkilidir.

Yeterli ve dengeli beslenmeyle vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin ve mineralleri alabiliriz. Bu konuda tamamiyle ilaçlara bağımlı olmanın ya da fazla doz almanın daha iyi olacağını düsünmek son derece zararlıdır. Fazla miktarda alinan vitaminlerin ciddi yan etkileri ve toksisiteleri ( fazla A vitamininde karaciger hasari, saç dökülmesi, görme bozukluğu, fazla D vitamininde kalp kasında kalsiyum birikimi, fazla C vitamininde oksidasyonun tetiklenmesi v.b.) vardır. Yapılan çalışmalarda doğal besinlerle alınan vitaminlerin takviye olarak alınanlardan daha etkili olduğu saptanmıştır. Bunun nedeni kesin olarak bilinmemektedir fakat, doğal besinlerin içinde bilemediğimiz farklı maddelerin de bulunduğu ve bu maddelerin bir denge içinde olduğu, bizim dışarıdan sabit bazı maddeleri vererek bu dengeyi bozduğumuz öne sürülmektedir. Yaşlanma ile birlikte gerek dengeli beslenmenin azalması gerekse bağırsaklardan emilimin azalması, takviye vitamin ve mineral alımının gerekli olduğunu göstermektedir.

Herhangi bir destek tedavisi almadan veya diyetinizde herhangi bir değişiklik yapmadan önce doktorunuzla konuşmalısınız. Yaşlanmayı geciktirmek, yaşamı uzatmak, dış görünüşünüzde degişiklik yapabilecek ürünlere “süpheli” bakınız.

Şu an için “yaşlanmaya karşı” tedavi, ilaç ya da yaşlanmayı yavaşlatan ya da yaşamı uzatan takviye bir madde bilinmemektedir. Fakat sağlıklı kalmak ve uzun bir süre sağlıklı yaşamak için yapabileceğiniz degişiklikler vardır ve bunlar uzun süre sağlıklı yaşamak için faydalı olabilir EĞER:

– Sigara içmezseniz,

– Dengeli beslenir ve istenilen kilonuzu muhafaza ederseniz,

– Düzenli egzersiz yaparsanız,

– Düzenli olarak sağlık check-up’ınızı yaptırır, bir problem saptadığınızda doktora basvurur ve doktorunuzun tavsiyeleri doğrultusunda ilaç kullanırsanız,

– Aile ve arkadaşlarınızla sağlıklı ilişkilerinizi muhafaza ederseniz,

– Dinlenmeye vakit ayırırsanız,

– Yeterli düzeyde uyursanız,

– Iş, eğlence ve sosyal aktivitelerle canlı ve aktif kalabilirseniz,

– Alkollü içecekleri ılımlı düzeyde kullanır ve alkollü iken araç kullanmazsanız,

– Emniyet kemeri takarsanız,

– Güneşe ve soğuğa aşırı maruziyetten sakınırsanız,

– Evde yangın ve düşme gibi kazalara karşı önlemlerinizi alırsanız.

– Hayata karşı pozitif bir tutum içinde olmak, uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmeyi umud etmek de çok önemlidir. Barınma ve finansal güvenliğinizi sağlamak için plan yapın.

– Sizi mutlu eden şeyleri ortaya çıkarın ve YAPIN

Önceki
Sonraki
burun-estetigi

Leave a Reply

Güvenlik sorusu:

Copyright © 2009 sağlık. > .....
Designed by sağlık. Powered by .